YAZILAR , SÖZLER, PAYLAŞIMLAR / NOTLAR

Kurumsal Kültür

Çalışma anlayışımın temelinde güven, şeffaflık, etik sorumluluk ve sürekli gelişim yer alır. Her süreci; bireysel farklılıklara saygı duyan, bilimsel yaklaşımı önemseyen ve profesyonel standartlardan ödün vermeyen bir anlayışla ele alıyorum.

Nitelikli hizmetin yalnızca bilgi ve deneyimle değil; doğru iletişim, özenli takip ve sürdürülebilir bir gelişim kültürüyle mümkün olduğuna inanıyorum.

............................................................................................................................

İçimizde ne tutuyorsak dış dünyamız onun renklerine boyanır, içinde korku olan biri için dünya ürkütücü bir yerdir, öfke dolu bir insan için dünya kaotik ve asap bozucudur suçluluk duyan insan her yerde günah ve baştan çıkarıcı şeyler görebilir ve şu dünyada iki tür acı vardır biri can yakan acı diğeri değiştiren acı., acı veren olaylar ya da olgular değildir onların bize yaşattığı duygulardır.

Araştırma anlayışımın temelinde, psikoloji ve insan davranışına ilişkin konuları yalnızca mevcut bilgiler üzerinden değerlendirmek değil; özgün, nitelikli ve anlamlı katkılar ortaya koymak yer alır. Çalışmalarımda bilimsel düşünceyi, disiplinlerarası bakış açısını ve güncel gelişmeleri bir araya getirerek; bireysel, sosyal ve toplumsal dinamikleri daha derinlikli biçimde anlamayı amaçlıyorum.

Benim için araştırma, yalnızca bilgi üretme süreci değil; insanı, ilişkileri ve değişen toplumsal yapıyı daha doğru okuyabilmenin önemli bir aracıdır. Bu nedenle farklı disiplinlerden beslenen, eleştirel düşünceyi önemseyen ve teorik bilgiyi günlük yaşamın gerçekleriyle buluşturan bir yaklaşımı benimsiyorum.

Her nedense net, planlı ve ölçülü hareket eden kişileri daha güçlü bir odaklanma içinde görür ve bu davranışları yüksek sosyal statüyle ilişkilendiririz. Sakinlik, kendinden emin bir duruş ve acele etmeyen bir tempo; çoğu zaman güvenin ve otoritenin sessiz göstergeleri olarak algılanır. Buna karşılık telaşlı, dağınık ve aşırı tepkisel davranışlar, bilinçli ya da bilinçsiz şekilde düşük statü izlenimi yaratır. Yüksek statülü olarak algılanan insanlar genellikle iyi dinler, sözlerini seçerek konuşur ve davranışlarını anlık dürtülerle değil düşünülmüş bir planla yönlendirir.

Bu noktada devreye sosyal zekâ girer. Sosyal zekâ; insanlarla etkili iletişim kurabilme, ilişkileri sağlıklı biçimde yönetebilme ve farklı sosyal ortamlara uyum sağlayabilme becerisidir. Karşımızdakinin duygularını, niyetlerini ve motivasyonlarını doğru okuyabilmek; doğru zamanda doğru üslup ve beden diliyle iletişim kurabilmek bu becerinin temel taşlarıdır. Sosyal zekâ, yalnızca konuşmak değil, ne zaman susacağını bilmek; yalnızca anlaşılmak değil, karşısındakini gerçekten anlamaktır.

Aslında sakinlik, planlılık ve iyi bir dinleyici olmak doğuştan gelen statü işaretleri değil; gelişmiş sosyal zekânın doğal sonuçlarıdır. İnsanları etkileyen şey gürültülü bir özgüven değil, yerinde kullanılan farkındalık ve ölçüdür. Gerçek etki, en çok söz söyleyende değil; ortamı en iyi okuyanda ortaya çıkar.

..........................................................................................................................

SAKİN KALMAK / FARKINDALIK VE BİLİNÇLİ OLMAK

En önemli adımlardan biride durmayı öğrenmek. Çünkü sistem bizi sürekli hızlandırmaya çalışıyor. Dikkat edin; hızlandığında düşünemiyorsun, düşünmediğinde hızlı karar verip hemen satın alıyorsun. Bu kararların çoğu dürtüsel oluyor. Bu süreçte dürtülerin manipüle edilmesi çok kolaydır. Bugün algoritmalar, yüzlerce yıllık psikoloji bilgimizi kullanıyor.

Kişisel özgürlüğün bu devirde, şimdi, bugün en önemli gereksinimi durmaktır. Durduğun zaman bilinç devreye girmek zorunda. Birçok insan bilincini nasıl kullanacağı konusunda bir deneyime sahip olmadığı için durmak çok büyük rahatsızlık getiriyor. Oysa durma halindeki beyin aktivitesinin yüksek olduğu, insanın zihinsel işlevlerinin zeminini oluşturduğunu fark ettik. Ama bunu hayatımıza geçiremiyoruz. Çünkü “sisteme uymuyor”.

İçinde bulunduğumuz sistem, durma deneyimiyle başlayan o bilinçlilik haline bir alışırsak hayatımızda bizi tutsak eden birçok şeyi görmeye ve onlardan nasıl kurtulacağımızı fark etmeye başlayacağımızı çok iyi biliyor. Anlam arayışı içerisinde olan, kendi anlamsal dünyasına yoğunlaşmış bir insan; büyük markaların kendisine vaat ettiği, hayat boyunca ihtiyaç duymayacağı yeni ürünlerin sırasını beklemez, “patates soyma makinesi almam lazım” demez.

O insan hayatla başka bir seviyede ilişkiye geçer. Bu anlam arayışı, sistemin sevdiği bir şey değildir. Sistem; anlamsızlık içerisinde yuvarlanan ve geçici parıltılarda anlam arayan insanların sayısını artırmaya çalışır.

Bunun kısa ifadesi şudur: Bilinçsiz yaşayan insan sayısı ne kadar artarsa, kapitalist sistem o kadar hızlı çalışır. Bugünkü sistem devasa ve sonsuz bir ekonomik çarkın dönmesine odaklanmış durumda ve hepimiz aslında onun parçaları hâline getirilmeye çalışılıyoruz. Dünyanın birçok yerinde birkaç nesildir tüketimin olmadığı bir yaşamı düşünemeyen insanlar var; daha büyük araba, daha pahalı giysiler vs. Hayat bunların peşinde koşarak geçiyor. Sonrasında ise o nihilistik yok oluş cehennemini hiçbir şekilde iyileştiremiyorsun.

..........................................................................................................................

DİKKAT , ZAMAN VE BEYİN

İnsanlar zamanlarını nasıl kullanmak istediklerine göre bir süreklilik içindedirler. Başka bir göreve başlamadan önce bir görevi bitirmeyi tercih eden monokronik, ya da aynı anda birden fazla görevi yürütmeyi seçen polikronik insanlar vardır. Polikronik insanlar, çok küçük bir yüzdesi bilişsel yük tarafından çok fazla engellenmeden görevler arasında geçiş yapma konusunda yeteneklidir.

Bu yetenek, beynin ön bölgesinde yer alan ve hedeflerle çatışmaları tespit etmekten sorumlu olan dikkat kontrol ağlarının parçaları ile; hedefleri sürdürme, değiştirme ve güncelleme üzerine çalışan frontopolar prefrontal kortekslerin daha verimli kullanımıyla bağdaştırılır.

İnsan davranışı çoğu zaman görünen yüzeyden ibaret değildir. Bir kararın, bir mesafenin, bir ısrarın ya da bir geri çekilişin arkasında ihtiyaçlar, korkular, beklentiler ve kişisel anlamlar bulunur. Bu nedenle bir insanı anlamaya çalışırken yalnızca ne yaptığına değil, onu o davranışa götüren içsel motivasyona da bakmak gerekir.

Çünkü davranış bize olanı gösterir; motivasyon ise neden olduğunu anlatır. Gerçek anlayış da tam olarak bu ikisinin arasındaki bağı görebildiğimiz yerde başlar.

...........................................................................................................................................

...........................................................................................................................................

...